Loading...
Bekleyin...


Dünya gündemine bomba gibi düşen 'sembolik' anlaşma!


Almanya ile Fransa, tarihi Elysee Anlaşması'nın 56. yıl dönümünde iki ülke arasındaki iş birliğini artırma hedefiyle dün yeni bir anlaşma imzaladı. "Aachen Anlaşması" olarak nitelenen bu anlaşmayı, SETA Genel Koordinatör Yardımcısı ve aynı zamanda Türkiye gazetesi yazarı Prof. Dr. Kemal İnat ile konuştuk.

Dünya gündemine bomba gibi düşen 'sembolik' anlaşma!
Bu içerik 135 kez okundu.
Loading...

Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 22 Ocak 1963'te dönemin Almanya Başkanı Konrad Adenauer ve Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle'ün imzaladığı Elysee Anlaşması'nın temeli üzerine hazırlanan, adına "Aachen Anlaşması" verilen ve "Alman-Fransız İş Birliği ve Entegrasyon anlaşması" başlığını taşıyan metni dün canlı yayınlanan  basın toplantısında imzaladı.

Merkel ve Macron'dan 56 yıl sonra gelen sürpriz imza!

 

7 başlık altında 28 maddenin bulunduğu ve 16 sayfadan oluşan bu yeni anlaşmanın ne anlama geldiğini, SETA Genel Koordinatör Yardımcısı ve aynı zamanda Türkiye gazetesi yazarı Prof. Dr. Kemal İnat ile konuştuk.

Anlaşmayı "sembolik" olarak yorumlayan İnat, iki liderin bu anlaşmaya, ülkelerinin ve kendi iktidarlarının Avrupa'da yükselen aşırı sağcılık ve ırkçılık akımlarına karşı bir kalkan olarak baktığı, hem Merkel'in hem de Macron'un birbirlerinden güç alarak bu güven tazelenmeye ihtiyaç duyduklarını belirtti. Fransız ve Alman liderin, AB'ye yeni bir heyecan katmak ve üye ülkeler arasındaki her türlü iş birliğini geliştirme yolunu açmak istediğini ifade eden Profesör Kemal İnat, ancak Avrupa ülkelerinin AB'ye bakışında son dönemde ortaya çıkan kuşkularından dolayı Macron ve Merkel'in bu isteklerini gerçekleştirmelerinin zor olacağı kanaatinde.

"Avrupa Ordusu kurulur mu?", kurulursa "NATO'ya alternatif olur mu?" sorularını ve Trump'ın bu anlaşmaya bakış açısını da değerlendiren Kemal İnat, Trump'ın ve ABD'nin, Avrupa'nın NATO'ya daha fazla kaynak aktarması için baskı yaptığını, AB'ye aslında yeterince sıcak bakmadığını, hatta Trump'ın Putin ile görüşmesinden önce AB'yi "düşman" olarak tanımladığı sözlerini hatırlattı. Kemal İnat, Avrupa ülkelerinin kendisine, başta savunma sanayii olmak üzere birçok alandaki bağımlılığının devam etmesini isteyen ABD'ye karşı "Avrupa Ordusunun" kurulmasının da güç olduğunu söyledi. Bu duruma örnek olarak ise, Doğu Avrupa ülkelerinin (Romanya, Macaristan, Polonya ve diğerleri) ve başka diğer Batı Avrupa ülkelerinin (Danimarka, Hollanda gibi) AB ile değil de, ABD ile kurduğu güvenlik ortaklıklarını gösterdi. İnat ayrıca, "Avrupa Ordusu kuralım" tarzı kararların da AB'de oy birliğiyle alınacağı göz önüne alınırsa, Almanya ve Fransa'nın bu ortak ordu konusunda işinin zor olduğunu söyleyebiliriz değerlendirmesinde bulundu.

İşte Prof. Dr. Kemal İnat ile gerçekleştirdiğimiz o özel röportajın tamamı;

Anlaşma her şeyden önce sembolik bir anlaşma. Bir şeyleri değiştirecek midir? Doğrudan bir şeyi değiştirmeyecektir. Var olan Avrupa'daki siyasi dengeler, güç dengeleri ya da dünya güç dengeleri açısından çok fazla bir anlam ifade etmiyor. Neden sembolik? Avrupa'nın iki temel ülkesi iki temel aksını oluşturan Almanya ile Fransa arasında yeniden bir sıkı iş birliği yapma niyetini ortaya koyuyor. Yani gerçekte ne anlam ifade ettiğini yürürlüğe konulduğu zaman göreceğiz. Anlaşmada ekonomik anlamda sıkı bir işbirliğinden bahsediliyor. Orada Fransa ve Almanya'nın ortak bir ekonomi alanı oluşturması planlanıyor. Bunun için bir komisyon oluşturulacak, parlamenterlerin ortak toplantı yapması planlanıyor. Savunma alanında askeri alanda işbirliği yapılması ve silah ihracatının ortaklaştırılması gibi bir takım şeylerden bahsediliyor. Anlaşmanın neden sembolik olduğuna şuradan da bakabiliriz. Alman basınını incelediğiniz zaman, ülkelerden herhangi birisinin bir saldırıya uğraması durumunda diğer tarafın ona kayıtsız şartsız yardım edeceğine dair bir madde de söz konusu. Bu açıdan bakacak olursak, zaten iki ülkenin hem NATO Anlaşması çerçevesinde, hem de Avrupa Birliği Anlaşması çerçevesinde bu tür bir saldırıya maruz kalırsa diğerinin yardım etme yükümlülüğü zaten var. Aslında bu anlaşma ile, gerek yazılı belgelerde gerekse sözlü taahhütlerde ifade edilen iş birliği konularının tazelendiği, pekiştirildiği ve yeniden altının çizildiğini görüyorsunuz. Yeni bir şey getiriyor mu? Kesinlikle getirmiyor.

Ama bu işbirliğinin tekrar vurgulanması, yenilenmesi, Fransa ve Almanya'nın bu zor zamanda işbirliği konusunda yeniden ortak hareket edecekleri konusunda böyle bir belge imzalaması sembolik açıdan önemli.

HEM MERKEL'İN HEM DE MACRON'UN BU TAZELENMEYE İHTİYACI VARDI

Çünkü her iki ülke de zorluklar yaşıyor. İki ülke de de aşırı sağcılık ve ırkçılık akımlarının etkisi altında. Her iki ülkede de 2017 yılında seçimler yapıldı. Fransa'da Almanya’dan önce yapıldı seçimler. Biliyorsunuz ciddi şekilde Marin Le Pen'in seçimi kazanma potasına girmesi birçok kesimde endişelere yol açmıştı. Fransa'da böyle bir değişim olsaydı bunun Almanya'daki seçimleri de etkileyeceği söyleniyordu. Ayrıca mülteci akınının bu aşırı sağ dalgaya hız vermesi söz konusuydu. Bu sebeple her iki ülke de kendisini ciddi şekilde aşırı sağ hareketlerin baskısı altında hissediyor. Bunun yanında Fransa'da Sarı Yelekliler hareketi var. Sosyal adaletsizliği, gelir dağılımı eşitsizliğini gerekçe göstererek Macron'un iktidarını sorguluyorlar. Almanya'da da aynı şekilde Merkel'in sarsılmaz iktidarının sarsıldığını, parti liderliğini kaybettiğini görüyoruz. Dolayısıyla iki liderin, mensubu oldukları siyasi hareketlere yeni bir can vermek için, yeni bir ivme kazandırmak, yeni bir heyecan katmak için böyle bir hamle yapmaları gerekiyordu.

AVRUPA'NIN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM

Bir de Avrupa'nın kendi içinde bulunduğu durum var. İngiltere birlikten ayrılıyor, Avusturya'da, İtalya'da aşırı sağ hükümetler var, Macaristan ve Polonya AB normlarına aykırı davranıyor... Tüm bunlara rağmen Almanya ve Fransa, "biz Avrupa Birliği'nin kurucu ülkesiyiz, bu değerlere bağlıyız" diyerek Avrupa Birliği'ni ayakta tutma mesajı vermeye çalışıyor. Dediğim gibi bunların hepsi sembolik, bu açıklamalar Avrupa'nın diğer kesimlerinde şu etkiyi yapar mı: "Evet, Fransa ve Almanya Avrupa entegrasyonuna sadık halen, biz de kafamızdaki tereddütleri bir kenara bırakalım, 50'li yıllarda olduğu gibi Fransa ve Almanya'nın peşinden gidelim" derler mi? Demeleri çok zor gözüküyor. Çünkü yukarıda saydığımız çoğu ülke Almanya'nın AB içindeki baskın pozisyonundan oldukça rahatsızlar ve bunu dile getiriyorlar. Dolayısıyla 1963'deki anlaşmanın yenilenmesi sembolik anlam taşıyor. Bu adım bir toparlanma girişimi. Ülkeleri Avrupa Birliği bayrağı etrafında birleştirme hamlesi ama yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı bunun işe yarayacağı konusunda ciddi kuşkularım var.

ATLANTİK'İN DİĞER TARAFININ TEPKİSİ: KENDİSİNE OLAN BAĞIMLILIĞIN KOPMASINI İSTEMİYOR

ABD Başkanı Donald Trump bir taraftan başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine, NATO'ya katkılarının çok az olduğunu, askeri harcamaların yetersiz olduğunu ve artırmaları konusunda baskı yaparken, bir taraftan da bu ülkelerin kendi aralarında ABD'yi dışarıda bırakacak şekilde daha sıkı savunma işbirliği içerisine girmelerinden rahatsızlık duyuyor. Trump'ın AB konusunda tavrının her zaman olumsuz ve sert olduğunu kendi sözlerinden biliyoruz. Hatta Putin ile görüşmesinden önce Avrupa Birliği'ni "düşman" olarak tanımlamıştı. Bu yüzden Trump'ın bu ülkelerle arasının iyi olmadığını ve AB ülkelerinin birbirleriyle iş birliği yapmasına ve her alanda entegrasyona gitmesine karşı olduğunu söyleyebiliriz.

NATO'YA KARŞI "AVRUPA ORDUSU" HAYALİ GERÇEK Mİ?

Almanya ve Fransa'nın liderliğinde bir "Avrupa Ordusu" kurulmasının önünce ciddi engeller var. Bu konuda 1950'li yıllardan beri bir takım girişimler söz konusu ama bugüne kadar bu girişimler NATO'ya alternatif bir "Avrupa Ordusu" kurulması sonucunu üretmedi. Üretmesi de çok zor gözüküyor. Çünkü Avrupalılar bu konuda hem fikir değiller. Mesela Doğu Avrupalı ülkeler (Romanya, Macaristan, Polonya ve diğerleri), Almanya ve Fransa'dan ziyade, Avrupa'da ABD ile güvenlik ortaklığı kurulmasını tercih ediyorlar. Buna Danimarka'yı, Hollanda'yı da ekleyebiliriz. Bu ülkeler NATO'ya çok daha fazla önem atfettikleri için, Avrupa Birliği'ne özgü NATO'ya alternatif NATO'yu gereksiz kılacak ortak savunma girişimlerine sıcak bakmıyorlar. Bu tarz kararların da AB'de oy birliğiyle alınması gerektiğini hatırlarsak, Fransa ve Almanya'nın işinin zor olduğunu söyleyebiliriz.

KAYNAK: HABER7 / DIŞ HABERLER SERVİSİ

Bu Habere Tepki Ver



Parti Zamanı...

Etiketler:  ,Almanya ,Angela Merkel ,Merkel ,Fransa ,Emmanuel Macron ,Macron ,Konrad Adenauer ,Charles De Gaulle ,Aachen Anlaşması ,Elysee Anlaşması ,SETA ,Türkiye ,Kemal İnat ,NATO ,Trump ,Macaristan ,ABD ,Danimarka , Hollanda ,Romanya ,Polonya ,AB ,Marin Le Pen

Loading...
Sende Yorumla...
loading...

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Milli Eğitim Bakanlığı 'Momo ve Mavi balina' için harekete geçti.
Milli Eğitim Bakanlığı 'Momo ve Mavi balina' için harekete geçti.
Hercai Dizisi Erken Final Kararı Aldı!
Hercai Dizisi Erken Final Kararı Aldı!
AK Parti harekete geçti: İptal edilirse el değiştirecek
AK Parti harekete geçti: İptal edilirse el değiştirecek